Gazeteci Zeynel Lüle ile Keyifli Bir Söyleşi

Büyüklerimiz yıllardır “Zeynel Lüle Brüksel’den Bildiriyor” cümlesiyle tanıdılar onu, Ama o artık, Brüksel’den değil, İstanbul’dan Tele 1’den bildiriyor bizlere … ama çocukluğundan beri içinde olduğu müzikten de kopmadan… Gazetecilikten emekliye ayrılsa bile, müzikten emekliye ayrılamadı Zeynel Lüle, birçok beste yaptı, şarkılar yazdı. Bestelerini seslendirenler arasında Yavuz Bingöl’de vardı. Bugün sanatçı ve gazeteci Zeynel Lüle ile hayat hikayesinin derinliklerine daldık. Sevgili gazeteci ve müzisyen Zeynel Lüle’yi daha yakından tanıyalım

Gazeteci Zeynel Lüle ile Keyifli Bir Söyleşi
16 Ocak 2022 - 15:34
Büyüklerimiz yıllardır “Zeynel Lüle Brüksel’den Bildiriyor” cümlesiyle tanıdılar onu, Ama o artık, Brüksel’den değil, İstanbul’dan Tele 1’den bildiriyor bizlere … ama çocukluğundan beri içinde olduğu müzikten de kopmadan… Gazetecilikten emekliye ayrılsa bile, müzikten emekliye ayrılamadı Zeynel Lüle, birçok beste yaptı, şarkılar yazdı. Bestelerini seslendirenler arasında Yavuz Bingöl’de vardı. Bugün sanatçı ve gazeteci Zeynel Lüle ile hayat hikayesinin derinliklerine daldık. Sevgili gazeteci ve müzisyen Zeynel Lüle’yi daha yakından tanıyalım

Ceyda Yarkent( C.Y) Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
Zeynel Lüle ( Z.L) : 
1957 yılında, Sivas Divriği’de doğmuşum.Babam Sivas’ta hakimlik yaptığı için 2 sene kadar orada yaşamışız, daha sonra, babamın hakimlik ve savcılık yapması dolayısıyla anadolu’nun çeşitli şehirlerini dolaştık.4 kardeşiz, 4’ümüzün her biri farklı yerde doğduk memuriyeti dolayısıyla babamın. İlkokul, ortaokul, liseyi Ankara’da okudum. Ankara ‘da Siyasal bilimler Fakültesi’nde kaldım. 1980 yılında da yurt dışına Fransa’ya gittim. Strazburg kentine. Amacım, Müzikoloji üzerine bir eğitim almaktı,o nedenle gittim Fransa’ya. Daha sonra gazetecilik yapmak hiç aklımda yokken tamamen tesadüflerle gazeteciliğe başladım.


Paris’te bir piyano barda 4 aylığına çalışmaya başlamıştım. Çok şık bir piyano bardı. Ünlülerin geldiği bir bardı, “Montparnasse”diye bir yer vardır orada, onun içerisinde orada bir stüdyoda, onun içerisine görev yapan böyle sanatçılar giriyorlardı. Çünkü orada ses kaydı yapıyorlardı. Onun tam karşısında olan bir piyano bar, orada çalışırken, Paris ‘te o yıllarda görev yapmakta olan Hürriyet Gazetesi temsilcisi Selçuk Perin, hala hayatta ve Brüksel ‘de yaşıyor. Perin dedi ki, burası bir ünlülerin barı ve dolaysıyla Hürriyet’te seni haber yapacağız. Ünlülerin barında bir Türk piyanist diye. Ben ilk kez Hürriyet’ haber olarak gazeteciliğe başladım. Selçuk Perin, Strazburg’dan bize arada sırada haber yazar mısın diye sordu. Bu benim çok ilgimi çekti. Bir de Strazburg önemli bir hale gelmişti. Avrupa konseyinin bulunması nedeniyle o şehirde.
çünkü Strazburg’a dönmem gerekiyordu üniversiteyi, orada devam ediyordum.

Türkiye’de de askeri darbe olmuştu 80 sonrası, 1983’te ben başladım gazeteyedarbeden dolayı Türkiye ile Avrupa ilişkileri önemli hale gelmişti. Çünkü Türkiye’de yeniden demokrasi inşa edilsin diye Avrupa’dan baskılar vardı o dönemde, Türkiye’nin Avrupa Konseyi’nden çıkarılabileceği söyleniyordu. O nedenle Strazburg’dan yaptığımız her haber önemli hale geldi.Avrupa Konseyi orada, İnsan hakları Mahkemesi orada bilenler için ve ben gazeteye ciddi bir şekilde başladım. Haber yapmaya başladım. Çetin Emeç rahmetli ya orada ilginç bir genç çocuk güzel yazılar yazıyor bunu bir tanıyayım demiş, kadrosuzdum çünkü tamamen telif olarak yani haber başı para alıyorum. Sonra Çetin Emeç Türkiye’ye geldiğinde beni bir görsün demiş,gittim gördüm Çetin Emeç’i, Emeç beni tanıdı, 1985’ten itibaren de kadroya girdim. 83’te ilk haberim yayımlandı ve o tarihten bu yana da yıllarca önce Strazburg sonra Brüksel’de meslek hayatımı sürdürdüm. Avrupa’nın hemen hemen her yer yerinde sürdürdüm meslek hayatımı. Sadece Hürriyet’te değil, aynı zamanda o yıllarda tek kanal olan TRT’ye de haber yapmaya başladım. BBC ve Deutsche Welle’ye de haber yazdım. Bütün bunlar benim hem radyoya hem de televizyona alışmamı da sağlayan unsurlar oldu.


C.Y Peki, o dönemde alaylı ve okullu olarak ikiye bölünmüş müydünüz gazete içerisinde?
Z.L : 
O dönemler mi? Vardı tabi.Okullular vardı, alaylılar vardı ama okullular daha çoktu, benim hatırladığım kadarıyla Türkiye’de ben çünkü yurt dışında başlayıp, orada devam ettiğim için Türkiye’dekilerin ne durumda olduğunu çok fazla bilmiyorum açıkçası. Gelip giderken, öğrendim. Buraya geliyordum yaz tatillerinde 2-3 defa gazeteye uğruyordum ya da TRT’ye falan. Orada tanıyordum orada çalışanları. Onun dışında çok birlikte çalıştığım insanlar değiller yani. Böyle. Gazetecilik hayatına öyle başladım. Ondan sonrada Hürriyet Gazetesi’nde çalışmaya devam ederken 2011’de Türkiye’ye geldim. Türkiye’ye geldikten sonra Hürriyet’te Dış haberler müdürü, Yurtdışı Yayınları Müdürlüğü yaptım 3 yıl kadar. Bu arada, Kanal D’ye CNN Türk’e programlar yaptım. Aynı ailede bulunan kanallar olarak. 2014’te de emekli oldum Hürriyet Gazetesi’nden.


 Çeşitli Avrupa birliği projeleri gerçekleştirdim o projeler eşliğinde de yerel medyanın önemini vurguladıkşehirleri dolaşarak bir yerel medya ile kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşları nasıl ilişkiye geçer ki AB’nin en çok önem verdiği konulardan biridir. Bir 3 yıl da öyle çalıştım. Basın Konseyi Genel Sekreteri oldum. 2 yıl kadar da bu görevi üstlendim. Öncesinde bir Babıali Tv ‘de en son olarak ta 1 senemi doldurduğum Tele 1 TV’de editörlük ve sunuculuk yapmaktayım.

C.Y :  Gazeteci olduğunuzu ve yıllarca Brüksel’den bildirdiğinizi biliyoruz. Bir de müzisyen yanımız var, kendi deyiminizle “sandığınızda sakladığınız şarkılarınızı gün yüzüne çıkarttınız” biraz bundan bahsetmek ister misiniz?

Z.L : Bir Sürü. Çok şarkım var. O şarkıların hepsi sandıkta duruyor aslında, daha doğrusu sandıktan çıkardığım çok az şarkı var. Bazılarını başka sanatçılar seslendirdi, 3 tanesini de ben seslendirdim. O da tamamen bu seneye ait bir şey. Çoğunu Yavuz Bingöl seslendirdi. Çünkü Yavuz Bingöl’le dosttuk o zamanlar. Yavuz Bingöl’le beraber şarkı yazmışlığımız da vardır. Onun çoğu şarkıyı seslendirmesinin ardından ben de bazı şarkıları seslendirme kararı aldım.  Bu arada 2 şarkının daha kaydı yapıldı klipleri çekilecek onlar da çıkacak yani piyasaya. Bir sürü şarkı da daha duruyor. Vaktim el verdiğince onları da yapacağım çünkü ben bir hatıra olarak görüyorum. Benden sonra da acaba dinlenir mi? Acaba, yeni nesillere kalabilir mi diye düşünüyorum. Müzikle olan bağım, 9 yaşında başladı.Eve bir piyano alındı. Annem ve babamda aynı zamanda müzisyendi. Babam Hukuk Fakültesi’nde okurken, Ankara Radyosu’nda da saz çalarmış, Annem de Türk Sanat Müziği Korosu’ndaymış Ankara Radyosu’nda. Zaten onların tanışıklığı oradan geliyor. Dolayısıyla 2 müzisyenin çocuğuyum ben. Onların yetenekleri bana ve benden iki yaş küçük kardeşim İhsan Lüle’ye geçmiş. O da güzel piyano çalar, O da çok iyi bir müzisyen ve onun sesi benden daha güzeldir üstelik. Durum bu, tamamen anne ve babamızdan müzisyenliğimiz oradan geliyor. Biraz piyano dersi aldık, daha sonra o piyano ile yapılan besteler…

Yani tuşlu, klavyeli her bir müzik aletini çalabiliyorum. Tabi biraz saz ve gitar da var ama klavyeli çalgılar kadar iyi değilim onlarda. Yurt dışında okurken ben, bir orkestra kurdum. O orkestrada çaldığım şarkılarla okudum. Yani piyano barlarda çalıştım piyanist olarak hem de kurduğum orkestra ile bir takım eğlence yerlerine giderek para kazanarak geçindik veöğrenciliğimizi öyle tamamladık.  Yani müzik benim hayatımın çok önemli bir yerinde olmuştur.


C.Y :Hani Çoğu yazarın ilham kaynağı olan yazarlar vardır. Sait Faik gibi, Nazım Hikmet gibi sizin ilham aldığınız yazar ya da yazarlar var mı?Varsa bunlar kim ya da kimler?

Z.L :Bir ilham kaynağım yok.Kimi yazarın yazılarını çok beğeniyorum, kimi yazarın yazılarını okuyamıyorum. Çok beğendiğim yazarlarında kitaplarını mümkün olduğunca kitaplarını temin etmeye çalışıyorum. İlham kaynağım yok çünkü benim öyle bir yazarlık derdim yok.

C.Y : Yazarlık sizce yetenek işi midir?

Z.L : Sadece yazarlığım benim T24’tte, Gazete pencere ve Tele 1’in sitesine yazdığım yazılar oluyor. Kitap dışında yazarlığım benim bu. O tamamen benim deneyimlerimden ve de 40 yıllık gazetecilik deneyimlerimden kaynaklanan bilgi birikimi bir şekilde kendimce aktarmaya çalışıyorum. Doğru mudur? Değil midir? Onu tabi okuyucular karar veriyor. Yazmak yetenek işidir. Bunun cevabı da bu oldu. Çünkü yazmayı çok seviyorum yazmaya çok yetenekli olduğumu biliyorum ama bu tamamen zaman işi, eğer her gün televizyon programı yapıyorsanız o zaman oturup onu her gün yazamıyorsunuz çok zor ben haftada 2 köşe yazısı yazmak için zaman harcadığımı düşünüyorum ve o bile bazen bana fazla geliyor

C.Y : Kitaplar sizce vazgeçilmez midir?

Z.L :  Yani kitap … kitap benim için vazgeçilmez bir şey, evin içerisinde binlerce kitabım vardır. Kitaplarımı atmaya, başkasına vermeye bile kıyamıyorum yani öyle bir değeri önemi var benim için. Biraz kitap kıskancıyım.Benim bir kitabım başkasına giderse geceleri uyuyamıyorum onu alabilmek için. Böyle biraz hastalık haline dönüştü. O huyumdan da nefret ediyorum. Bu kitaplar ne olacak? Eşyadan çok kitabım var. Onları taşıyabilmek mümkün değil, bir kütüphaneye vs. hediye etmek istiyorum bu dünyadan gitmeden önce çünkü o kitaplar bir yere emanet etmeden gidersem gözüm arkada kalır. Onu yakarlar, atarlar bir şey olur, onun için. Kitabın böylesine bir önemi var benim için

C.Y : Sizce kitap okumanın eğitime, anlama ve kavrama becerilerine katkısı nelerdir?

Z.L :   Tabi canım yani, kitap okumak … Okumak, öğrenme isteği merak etme… Şimdi sadece kitap değil, elimizdeki şu cep telefonunun her tuşundan bir şey öğreniyoruz her merak ettiğimize anında ulaşabilme imkânımız var. O bizi tembelleştirdi ama iyi ki de o var. Kitap okumanın dışında demeyelim sadece okumanın dışında elektronik aletler belli bir süre sonra gözlerimizi yorar

C.Y : Her basılı eseri olana sizce yazar diyebilir miyiz?

Z.L :   Yok yani diyemeyiz. Ben kendime yazar diyemem mesela çünkü işin gerçek tarafı ben kendimi gazeteci olarak nitelendiriyorum… Ahmet Ümit bir yazar mesela … Bir kitap yazdık diye yazar olmamamız lazım biz gazeteciyiz bizim yazdıklarımız hep gazeteci eserleri. Çıkartmak istediğim kitapta öyle. Dolayısıyla ben yazar değil gazeteciyim. Yazarlık başka bir şey.  Titrinde gazeteci yazar yazıyor diye herkes öyle olacak değil. Mesela Fikret Bilâ yazar değil, gazeteci o tamamen hayattaki edindiği tecrübeleri aktarıyor. Yazarlar, roman yazar, şiir yazar… gazetecilik hepsini kapsayan bir şey.

C.Y : Kitap okumayanlara bir sözünüz olacak mı?

Z.L :   Yazık, ne diyeyim? Bir ağaçtan bir farkı yoktur herhalde. Öğrenmek ve meraklı bir insan olmak çok önemli.

C.Y : Az önce de bahsettiğimiz gibi, gazeteci ve müzisyensiniz. Bu mesleklerinizin yanına yazarlığı da ekleyerek herkesin severek okuduğu bir kitabın yazarı oldunuz. Bizlere kitabınızdan kısaca bahseder misiniz?

 Z.L : Benim yazdığım kitap tamamen dedemin anılarının üzerine bir kitap. Yani ben bir roman yazmış değilim. İlk kitabım “Ali çavuş” ve onu tamamlayan “Can Yoldaşım” kitabı … Olduğu gibi tamamen 6yıl boyunca “emir çavuşu” olarak Atatürk’ün yanından bir an bile ayrılmamış. Ali dedem, “Ali çavuş” yani annemin babası… dedemin anılarından oluşan bir kitap. Çoğu tarihe mâl olmuş durumda…

Murat Bardakçı bir kitap çıkarmıştı bu kitaptan alıntılar yapmış, bana da teşekkür etmişti. Bunu yazmak zorundaydım. Genç nesillere aktarılmamış olması üzücü olurdu seneler sonra öğrenecekleri bilgiler, okuyacakları anılar var.  Yoksa eksik kalırdı ki onlar da çok önemli anıları olarak görüyorum ben onları. Bu konuda gençlerin bilgi sahibi olması için yazılmış bir kitap.

Şimdi bir kitap daha bitmek üzere, aslında çok uzun zamandan beri bitmek üzere bir türlü çıkaramadım onu, vakitsizlikten. Yeni kitabımın konusu ise Türkiye- Avrupa ilişkileriyle ilgili tamamen benim yaşadıklarım ve deneyimlerinden oluşan bir kitap onun adını bile koyduk her şey hazır. “Bir aşk ve nefret hikayesi: hani biz evlenecektik?” diye de bir adı var yeni yazdığım kitabımın. Benim 3. Kitabım olacak hatta.



C.Y : Kitabınızı yazmaya ne zaman karar verdiniz?

 Z.L : 2008’de Ali çavuşu çıkardım Ali Çavuş’u yazarken, 5 yıl çok uğraştım. Vefat edenler oldu arada.  Annemler de benim gibi dört kardeşlermiş, ben bu kitabı yazmaya başladığımda dört kardeşin dördü de hayatta değildi. Dolayısıyla bize anılarını anlatacak ne anneannem ve dedem ne de diğer aile bireyleri yoktu. Elimizdeki belgelere ulaşarak bu kitabı yazdım. 2020’de de Can yoldaşım çıktı. Kitabı çıkarmaya karar verdiğimde Brüksel’deydim.

C.Y : Böyle bir derleme yapmak nereden aklınıza geldi?

 Z.L : Dedemi ben tanıdım ama dedemi kaybettiğimizde ben 15 yaşındaydım, dolayısıyla dedemle bu konular üzerine çok konuşamadık. Dedemin daha önce başkalarına anlattığı ve onun notlarından oluşan bir kitaptı hepsi.Bu kitabı çıkardığımda Ali çavuş tarihte yok olmak üzereydi torunu olarak bunu yapmak zorunda hissettim kendimi.

C.Y : Kitap satışa çıktığında “keşke şunu da ekleseydim” dediğiniz oldu mu?

 Z.L : Dediğim oldu. İlk kitabım olan Ali Çavuş’ta olmuştu bu, fakat bu durumu “Can Yoldaşım” da telafi ettik. Yeni kitabımı da fırsat bulursam, bir ay boyunca kapanıp son dokunuşlarımı yaparak bastırmaya hazır hale getirmek istiyorum. O kitapta çıkarsa benim için önemli olacak. Vakit bulsam çok daha fazla yazmak istiyorum. Fakat yeni belgeler ortaya çıkarsa bunu yeni baskılara eklerim

C.Y : Kitabınızı ilgi ile okuyanlardan bir olarak sormak istediğim sorulardan biri olarak dedenizin anılarını topladığınız bu kitabın ders kitabı olarak okutulması girişimlerinde bulunulsaydı buna bakışınız ne olurdu?


 Z.L :  Keşke böyle bir girişimde bulunsalar… o kadar vefasızlık var ki bu konuda … İstasyon binası, Atatürk’ün direksiyon binası dediği binadır bu bina. Ankara Garı’nın hemen önünde bir bina var oraya yerleşiyor Atatürk. Fakat, Atatürk vefat ettikten sonra dedem bu binayı dedem müze haline getirmek istiyor. Çünkü dedem ile ikisi gitmişler 3. Bir şahıs yok en son fikriye hanım bu binaya geliyor, o zaman Türkiye CumhuriyetiDevlet Demiryolları dedemi o binaya müze müdürü atamasının ardından, dedem o döneme ait ne varsa bu binaya getirerek bir müze haline getiriyor. Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları’nda uzun yıllar memurluk yapıyor Müze müdürü olarak. Ben son kitabı çıkarmaya hazırlanırken Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları’nda dedeme ait hiçbir şey bulamadım.MEB bunu ders kitabı olarak okutmaz herhalde. Ama okutursa da memnun olurum.


C.Y : Genç yazar adaylarına söylemek istediğiniz ya da ustaları olarak vermek istediğiniz öneriler nelerdir?

 Z.L : Okumak öğrenmek en fazla, yazmak kendiliğinden gelen bir şey. Ne kadar çok okursanız o kadar çok birikiminiz oluyor. Okuduğunuz kitap kadar bilgi daarcığına sahip oluyorsunuz ve kendinizi yazmaya verirsenizde çabucak çıkıveriyor her düşünceniz, tüm fikirlere açık olacaksınız bir kere. Çok kapalı olmamak gerekiyor çevreden gelen fikirlere.

C.Y : Günümüz haberciliğinin en zor yanları nelerdir?

 Z.L :  Günümüz haberciliği, ifade ve düşünce özgürlüğünün kısıtlandığı hatta neredeyse yok edildiği bir ortamda habercilik yapmaya çalışmaktır. Bu da günümüz haberciliği açısından en zor yanıdır, en azından Türkiye’de bu böyle, yurt dışındaki genç meslektaşlarımın bu gibi durumlarla karşılaştıklarını düşünmüyorum uzun yıllar yurt dışında görev yapmış bir gazeteci olarak. Onlar da aynı diyemem yani.










 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum